İzmir Genel Cerrahi ve Kalp Damar Cerrahi Merkezi


  Tel : 0232 504 00 00

All Posts in Category: Genel

Varis (Venöz) Ülseri

Varis (Venöz) Ülseri

Temel tedavi  prensipleri

Öncelikle sebebi neye dayanırsa dayansın kronik ülsere yaraların tedavisi sabır  isteyen, bu sabırı hem tedavi eden hekim hemde tedavi edilen hasta karşılıklı göstermesi gerekli

Bu hastalık ameliyatsız ultrason eşliğinde köprü damar kapatılması veya yetmezlikli damarın yetmezliği durdurulur tabi bu tedavi ayaktan olduğu için hastaların ülsere yaraların hijyenine dikkat etmeleri gerekli

Varis (Venöz) Ülseri

Tedavi seansı ve iyileşme süreci öngörülen seans sayısından azda olabilir dahada uzayabilir.

Dirençli vakalarda prp ( kök hücre aktivasyonu sağlamak için) uygulanır.

Bu hastalığın tedavsini üstlenecek hekim bulmak zordur. Kliniğimizde varis ülseri tedavisi tamamlanan ve iyileşen hastaların 2 yıl içinde tekrarlaması halinde (tekrarlamayacak düzeyde tedavi yapılır) ek tedavi ücreti alınmaz.

 

Varis ülseri

Varis ülseri bacaktaki toplardamarların normalde yukarı yönlü akımlarının yönünün değişmesi ve alt bölgelerde göllenen kanın dolaşım bozukluğu ve kaşıntı ile başlayan daha sonra pigmentasyon ve yaraların açılması ile devam eden bir süreçten oluşmaktadır

Bunun için CEAP sınıflandırılması yapılmıştır

  • C0:venöz hastalık lehine klinik ve radyolojik bulgu saptanmaması
  • C1: kılcal veya retiküler (1mm boyutunda varisler)
  • C2: belirgin varikoz venler
  • C3:varikoz venlere bacak ödeminin eşlik etmesi
  • C4: venöz yetmezliğe bağlı cilt renginde değişiklikler
  • C4a:pigmente cit renginde değişiklik egzama şeklinde döküntüler
  • C4b: lipodermoskleroz dediğimiz ciltte beyaz renkli sakara benzer lezyon
  • C5: deride kronik ülserin iyileşmiş şeklinin olduğu görünüm
  • C6: iyileşmiş deri değikliği yanında kapanmayan ülsere lezyon

Yetmezlik derecesinin artması ve bacak alt bölgelerindeki basıç artışı birbiriyle korele şekilde olur

Venöz ülser oluşumunda temel sebepler

Bacaklardaki toplardamarların akım yönü aşagıdan yukarı yönlüdür  bu toplardamarlar bacaklardaki kanı alıp kalbe taşıma görevini üstlenmişlerdir. Hem derin toplardamar hem yüzeyel toplardamarda bu kanın yukarıya gitmesini kolaylaştıran ve geri kaçıp bacaklarda göllenmesini önleyen damar içi kapakçıklar vardır. Ya bu kapakçıklardaki fonksiyon bozukluğu yada damar tıkanıklığı olması sonrası bacak dizaltında şişme ve damarlarda ters akım başlamaktadır. Bu süreç kronik evrede bacakta cilt renginde değişikliklere ve dagha sonra kapanmayan ülsere yaralara ( staz ülserlerine ) dönüşmektedir

 

lokalizasyon

  • Genellikle ayak bileğinde yani venöz basıncın en yüksek olduğu seviyelerde çıkar
  • Genellikle pigmente renkte deri ile çevrilidir
  • Beraberinde varisleşmenin olması sıktır
  • Yaralar genellikle beyaz kırmızı enfekte olursa pürülan akıntı ve yeşilimtırak renk alır

Venöz ülserli hastanın tanısının konması

Bu hastalarda ayrıntılı tanı tedavinin yapılma yöntemini belirlemede önemlidir. Ülserli ayak , ayak bileği, parmak ve bacakta lokalizayonun yerine görede öntanı değişmektedir ülserin yapısı rengide ayrıcı tanı için önemli bir kriterdir. Fakat en önemlisi tetkik hastaya yapacağımız venöz , arteriel doppler ultrasonografisidir

Renkli doppler ultrasonografi: dopler ultrasonografi tanı ve tedavi esnasında altın standart bir tetkiktir . hastanın öncelikle venöz mü arteriel kaynaklı bir ülserasyonu olup omadığı konusunda kesin bilgi verir. Alt ekstremite ülserlerinin çoğunluğu venöz olduğunu düşünürsek bunun damar tıkanıklığımı, venöz kapakçık yetmezliğimi , ülserasyon çevresinde köprü damar yetmezliğinemi bağlı olduğu tanısı konur hatta tanı esnasında perforan yetmezlik ultrasonografi esnasında tedavisi yapılır

Venöz ülser tedavisinde sadece yara bakımı ve yara tedavisi yapılması doğru bir tedavi yöntemi olmayıp ülserasyon sebebinin tam olarak neden kaynakladığı ve mevcut venöz patalojinin düzeltilmesi halinde belirgin bir iyileşme görülecektir. Bu yüzdenki bu tedaviyi yapn hekim ve tedaviye maruz kalan hasta sabırlı olmalı

Venöz ülserli hastada hastalığa yönelik tedavi yaklaşımları:

Femorosafenal  yetmezlik (varis): Varisi tam anlamıyla tespit edilmiş diğer yetmezlik bulguları olmayan hastaların varis tedavisini takiben  2 vya 3 ay içinde ülsere yaralar bir daha çıkmamak üzere kapanır

Derin toplar damar  yetmezliği: sıklıkla derin ven tıkanıklığı sonrası derin damarlardaki kapakçıkların yetmezliği ile oluşan venöz ülserlerdir. Bunlarda pirimer tedavi varis çorabı kullanımı venotonik çorap kullanımı ülsere yaranın etrafındaki perforan ven yetmezliğini ortadan kaldırmak , yara bakımı ve ülsere yaraya prp uygulayarak  kök hücre aktivasyonu yapmak şeklindedeir . kliniğimizde uygulnan tedavi protokolü bundan ibaret olup yüz güldürücü sonuçlar elde edilmiştir

Derin damarlardaki tıkanıklıklar: derin venlerde aktif olan kronik tıkanıkların olduğu hastalarda warfarin ( coumadin )  veya yoak tedavisi tamamlanan hastalarda invaziv tedavi başlanır. İlaç kullanan hastalarda çok şikayetçi olmayan hastalar dışında tedavi önerilmez yara bakımı ve prp zorunlu çok şikayeti olan hastalarda uygulanır.

Köprü (perforan)  toplardamar yetmezliği: derin ve yüzeyel damarlar arasında köprü görevi gören damarlardır. Akım yönü dışarıdaki yüzeyel damardan içerdeki derin damara doğru olup venöz ülseri olan biçok hastada bunlarda yetmezlik olup içerden dışarı ters akım saptanır bu köprü damar yetmezliği kliniğimizde  ultrasonografi ile tespit edilerek ultrasonografi eşliğinde bu köprü damarlar köpük veya sealin ajan enjeksiyonu ile kapatılır. Sonuç olarak varis ülserinde ya tam yada tam yakın iyileşmeler sağlanmaktadır

 

Venöz ülserde yara bakımı ve prp uygulaması

Kendiliğinden iyileşen bir ülser değildir komplikansyonları çok olan yara enfeksiyonundan , osteomiyelit ve sistemik sepsise kadar götüren komplikasyonları olduğu için mutlaka tedavi edilmelidir

Venöz ülserin tedaviside amaç

yaranın iyileştirilmesi, ve  yaranın bir daha tekrarlamasının engellenmesidir. İlk amaç yani yaranın iyileştirilmesi yara bakımı ve varis çorapları yada sargılarla dıştan bası ile mümkündür. İkinci amaç olan ülserin tekrarlamaması altta yatan toplardamar sorununun çözümü ile sağlanır.

Yara bakımı

Sargılar açıldığında yara steril su yada izotonik solüsyon ile yıkanır. Yaraya antiseptik yada antibiyotikli krem sürülmez ve yara kuru gazlı bez ile kapatılıp, elastik bandaj ile sarılır. Yaraya antibiyotik sürülmesi egzama ve dermatit gibi cilt sorunlarına yol açar. Araştırmalarda özel pansuman ürünlerinin yara iyileşmesine bir faydası olduğu gösterilememiştir. Bu nedenle yaranın kuru pansumanının yapılması yeterlidir.

Kompresyon

Amaç toplardamarlarda oluşan yüksek basıncı dışarıdan sargı ile dengelemektir. Genelde yara pansumanının üzerine 3-4 kat pamuk, sargı ve elastik bandajdan oluşan sargı sarılır. Bunun için önce özellikle bilek gibi kemik çıkıntıları koruyacak şekilde ince pamuk yada yün sargı bacağa sarılır. Bu katı düzgün tutacak şekilde üstüne bir sargı bezi sarılır. Daha sonra elastik bandaj bacağa sarılıp, en üstte de bütün katmanları yerinde tutacak yapışkan ve elastik özellikli sargı sarılır.. Bu dört kat bandaj bacakta 7 gün bırakılır. Eğer dışardan görünecek şekilde yaradan bandaja sızıntı olursa bandajlar değiştirilir. Bu bandaj yöntemi ile 12 hafta içinde varislerin %50-70 i iyileşebilir. Varis çorapları aynı amaçla kullanılmakla beraber sargı kadar iyi değillerdir

 

Bölgesel hiperbarik oksijen tedavisi: Varis ülseri olan bacak özel bir kabinin içine yerleştirilip, birkaç saat boyunda yüksek basınçlı oksijene maruz bırakılır. Bu sayede yüksek basınç bir yandan varis çorabı gibi dokulara baskı uygularken, bir yandan da yara iyileşmesini hızlandırmaktadır

Skleroterapi: Ülser tabanına yüksek toplardamar basıncın ulaşmasının engellenebilmesi için yetmezlikli perforan damarlara ultrason eşliğinde skleroterapi uygulanmaktadır. Bu tedavi ülser iyileşmesinde %90 nın üzerinde başarı sağlamıştır.

Prp ve kök hücre nedir?

PRP medikal olup doktorlar tarafından yapılmalıdır. PRP kök hücre tedavisi değildir. Ancak dolaylı yoldan kök hücreler üzerinden çalışır. Trombositten içindeki büyüme faktörleri deri hücrelerine fibroblost üretme mesajını ileten birer uyarıdır. Fibroblostlerdekollojen ve elastan üretmek için anahtar niteliğindeki yapılardır. Dolayısıyla regenlet PRP bütün bu süreci başlatan trombosit sayısını çoğaltarak dolaylı olarak kök hücreler ile çalışır. Çünkü dolgu uygulaması olarak kök hücreler ile çalışır. Uygulama sonrası deride oluşan fibrin ağları otamdaki kök hücrelerde kendi yapısında toplar. Bu yöntemler kanser tedavisi devam eden kökün dışında herkese uygulanabilir. Kullanım alanları geniş olan bu yöntemlerin kökten alarak venöz ülserler diyabetik ayak ülseri ve operasyona uygun olmayan periferik arter hastalıklarında kullanımı mevcuttur.

Varis ülserinde Prp uygulaması

Venöz yetersizlik ve varislerin ilerlemiş yani CEAP sınıflamasında Class 5,6 seviyesi hastalarda venöz ülsere kişinin kendi kanı ile hazırlanan serum uygun yöntemle enjekte edilir. Bilindiği üzerine venöz ülserin uzun dönem tedavilerine göre bu yöntemin daha yüz güldürücü olduğu görülmüştür. Tedavi ağrısız ve acısızdır. Hasta aynı gün normal günlük aktivitelerini gerçekleştirebilir. Aynı yöntemin diyabetik ayak, dekübit ülserlerie bağlı ayak yaralarında uygulamaları mevcuttur. .

Bacağında venöz ülser olan bir kişinin yapması gerekenler

Sigara bırakılmalıdır

  • Dinlenirken  bacaklar yukarı kaldırılmalıdır.
  • Varis çorabı ve venotonik ilaçlarını kullanmalı
  • Fazla kilolar verilmelidir
  • Bacak adelelerini kuvvetlendirici egzersizler yapılmalıdır, örneğin yüzme.
  • Ayakta dikilmek yerine yürüyüş, oturmak yerine yatarak bacakları kaldırmak tercih edilmelidir
Devamını Oku
KIL DÖNMESİ BAŞLANGICI

KIL DÖNMESİ BAŞLANGICI

Kıl dönmesi başlangıcı genellikle farkına varılmadan geçer. Çünkü iki gluteal kıvrım arasına düşen kıl,  burada ki oluğa terle yapışır ve kalır. Kişisel hijyeni iyi olmayan, çok terleyen, kilolu olan erkeklerde bu kıl burada kalır ve sürekli oturma sırasında veya yürürken oluşan testere hareketi ile bir vida gibi dönerek cilt içine girer. İşte bu başlangıç dönemi hasta tarafından hemen hemen hiç fark edilmez. Daha sonra cilt içine giren kıl artık vücut için yabancı bir maddedir. Vücut buna karşı reaksiyon göstermeye başlar. Bu reaksiyon başlangıçtan sonra hasta yavaş yavaş bir şeylerin yolunda gitmediğini anlamaya başlar. Önce kılın çevresinde yalancı bir kapsül oluşur ve vücut o bölgede sıvı toplamaya başlar. Buda kendini o bölgede şişme ile belli eder. Bu sıvı kendine bir sinüs deliği bulursa oradan akar ve drene olur.

KIL DÖNMESİ BAŞLANGICI

Hastanın iç çamaşırını kirletmeye başlar. Her atak sırasında başka bir sinüs ağzı oluşabilir. Buna bağlı hastada birkaç tane delik oluşur. Eğer bu biriken sıvı drene olamazsa ve enfekte olursa apseleşebilir. Bu durumda kuyruk sokumunda şiddetli ağrı vardır. Hasta oturamaz, yürüyemez, erkenden tedavisi gerekir.

Kıl dönmesi En Fazla Kimlerde Görülür?

Kıl dönmesi özellikle erkeklerin ve çok oturanların bir hastalığıdır. 15-40 yaşları arası oluşumunda pik yaptığı yaşlardır. Erkenden tedavi edilemezse kronikleşir ve ömür boyu ızdırap veren bir hastalık halini alır.

Vücut kılları dışında elbiselerden kopar iplik parçaları, iç çamaşırlarından kopan ipliklerde bazen cilt altına girerek yabancı cisim reaksiyonuna neden olabilirler. Kıl dönmesi oluşumunda en büyük neden kişisel hijyendir. O bölgenin terli kalmaması, sık sık yıkanması, iç çamaşırların dar olmaması oluşumunu engeller. Bunun dışında aşırı şişmanlık, o bölgeye gelen travmalara bağlı oluşan tahriş. İki gluteal kıvrım arasındaki oluğun çok derin olması, çok uzun süre oturarak çalışma oluşumunu kolaylaştıran diğer faktörlerdir. Oluşumunda genetik yatkınlığında önemli olduğunu söyleyenler vardır.

Kıl dönmesinde şişme ve akıntılar olmaya başladıysa artık hastalık tam oluşmuştur. Bu dönemden sonra yapılacak işlem en kısa zamanda muayene olup tedavisini yaptırmaktır. Kıl dönmesi hastalarında akıntı ve ıslaklık sık görülür. Bu akıntı bazen kokuludur. Oluşan ıslaklık nedeniyle genellikle bu bölgede kaşıntıda vardır. Apseleşme varsa bu tabloya ağrıda eklenir.

Tedavide ne kadar erken davranılırsa o kadar iyidir. Olay kronikleştikçe bir çok sinüs ağzı oluşmakta ve tedavi zorlaşmaktadır. Erken vakalarda yapılacak işlem mikrosinüsektomidir. Lokal anestezi altında sinüsün olduğu kısım çıkarılır. 10 dakikalık bir işlemdir ve iş ve güç kaybı yapmaz. Daha ilerlemiş vakalarda ise çeşitli teknikler kullanılır. Bunlarda işlemi yapan cerrahın tecrübesine göre değişir.

 

Randevu ve İletişim Numaraları

Tel: 0 (232) 504 00 00
Cep ve Whatsapp: 0 (533) 963 54 45

Devamını Oku
HEMOROİD (BASUR) KREMİ İLE TEDAVİ MÜMKÜN MÜ?

HEMOROİD (BASUR) KREMİ İLE TEDAVİ MÜMKÜN MÜ?

Günümüzde internet ortamında bir sürü ürün pazarlanmaktadır. Bunların içinde hemoroide çok iyi gelir veya hemoroidi 8-10 günde iyileştirir şeklinde yazan ürünler vardır. Bunların hiçbir anlamı yoktur. Çünkü hemoroidler o bölgedeki damarlarda oluşmuş patolojik bir tablodur. Bunun bir enfenksiyon veya allerjik bir durum gibi kabul edilip işte şu kremle 10 günde düzelir şeklinde belirtmek saçmalıktan başka birşey değildir. Ortada patolojik bir problem vardır. Öncelikle bu patolojiyi yaratan nedenler ortadan kaldırılır, sonra oluşmuş bozukluk tıbbi yöntemlerle düzeltilmeye çalışılır. Bu düzeltme ne merhemle neden aktarcılar da satılan ürünlerle olur. Bu tamamen bilimsel olarak kanıtlanmış yöntemlerle olur. Günümüzde bu amaçla olan lazer, lastik bant, THD, ve cerrahi ile tedavi uygulanmaktadır.

HEMOROİD (BASUR) KREMİ İLE TEDAVİ MÜMKÜN MÜ?

Satılan ürünlerin bir kısmı ise hemoroidi ortadan kaldırmayı hedeflemez. Sadece oluşan belirtilerinin hafifletilmesini amaçlayabilir. Bu belirtiler, kanama, ağrı ve kaşıntı şeklindedir. Bilimsel olarak içlerinde bu belirtilere karşı etkin maddeler içeren merhemler kullanılabilir. Bu tür merhemler için zaten sağlık bakanlığının onayı vardır. Tabi bu belirtilerin azalması hemoroidlerin tedavi olduğu anlamına gelmez. Hemoroidler yerinde durmaktadır. Sadece o an için ağrıyı, kanamayı ve kaşıntıyı azalmış ve hastayı biraz rahatlatmıştır.

Hemoroid hastaları utanma duygusunu veya vurdumduymazlığı bir  kenara bırakıp mutlaka hekime muayene olmalıdır. İnternet aracılığı ile gördüğü hiçbir işe yaramayan merhemleri kendi kendine kullanmamalıdır.

Özellikle 40 yaşın üzerindeki hastaların kanamanın sadece hemoroidden değil bir kolon kanserinin de olabileceğini unutmamalıdır. Bu nedenle her rektal kanamalı hasta hiçbir ilaç kullanmadan önce hekimin muayenesinden geçmelidir. Bu amaçlarda spesifik çalışan bir proktoloji uzmanına muayene olması yerinde olur.

Hemoroid (Basur) Muayenesi Nasıldır?

Muayenede genelde diz-dirsek pozisyonunda 1, 5 ve 9 hizalarında 3 adet hemoroid pakesi görülür. Kanamanın bunlardan olduğu saptanır. Hemoroidlerin derecesine göre kanayan damar üzerine lazer tedavisi veya lastik bantla bağlama gibi yöntemler kullanılır. Daha ilerlemiş vakalarda ise THD denilen yöntem uygulanmaktadır. Bunda atardamarlar bağlanmaktadır. İyice dışarıda olan 4. derece hemoroidlerde ise çeşitli cerrahi yöntemler uygulanmaktadır.

Kanamaların hemoroidden ileri gelmediği saptanırsa ileri tetkikler yapılmalıdır. Hastalara yapılacak bir kolonoskopi ile kolon kanseri, polip , divertikül v.s. gibi başka hastalıkların olup olmadığı araştırılır.

Tüm bunlar yapılmadan basit bir merhemle hemoroidlerin geçmesini beklemek boşa geçirilen bir zamandır.

 

Randevu ve İletişim Numaraları

Tel: 0 (232) 504 00 00
Cep ve Whatsapp: 0 (533) 963 54 45

Devamını Oku
YAĞ BEZESİ (LİPOM) AĞRI YAPARMI?

YAĞ BEZESİ (LİPOM) AĞRI YAPARMI?

Yağ bezeleri yerlerine ve içindeki sebum denilen sıvı yağın enfekte olup apseleşmesiyle ağrıya neden olabilir. Fakat pür yağ hücrelerinin oluşturduğu lipomlar da ağrı yok denecek kadar azdır. Eğer lipom olduğu düşünülen bir kitlede ağrı, sertlik ve kanama saptanırsa mutlaka malign bir durum akla gelmelidir.

Yağ bezelerinin bir türü olan kist sebaseler deriye yağ salgılayan bezlerinin kanallarının tıkanması sonucu oluşur. Sebum denilen yağ salgısı geride bez içinde birikir. Boyutu gittikçe büyür. Çevresinde bir kapsülü vardır. En çok başta saçlı deride görülür. Bunların en büyük özelliği enfekte olmalarıdır. Enfenksiyon sonucu içteki yağ apseleşirse o zaman şiddetli ağrı oluşur. Üstteki cilt kırmızıdır. Bazen kendi kendine açılarak fistülize olabilir. Bu durumda yapılacak işlem lokal anestezi altında bu kitlenin kapsülü ile birlikte çıkarılmasıdır. Fistülize olan vakalarda da ağrıda azda olsa azalma görülebilir.

YAĞ BEZESİ (LİPOM) AĞRI YAPARMI?

Lipomlarda ağrı pek görülmez. Ağrı olması için bunların da enfekte olması gerekir veya çok sert, ağrılı sabit kitleler de lipom dışında başka teşhisler akla gelmeli, bununla ilgili araştırma yapılmalıdır.

Kanser Riski Taşır mı?

Liposarkomlar yağ hücrelerinden gelişen kanser türleridir. Vücutta çoğu yerde görülebilir. Hızla büyürler ve çevre dokulara yayılırlar. Bunların bir sinir dokusunu tutması sonucu şiddetli ağrı yakınmaları olmaktadır. Tanı biyopsi ile konur ve hastalığın tipi ve yoğunluğuna göre uygulanacak tedavi değişir.

Lipomlar vücuttaki yağ hücrelerinin lokal toplanması ile oluşur, büyüklükleri çok çeşitlidir. En çok göbek üstü kesimde, omuzlarda, kollarda, boyunda, bazen yüzde görülür. Cilt altında yuvarlak veya oval, üzerine basmakla kaçan, çevresinde kapsülü olun iyi huylu kitlelerdir. Bunlarda kanserleşme ve ağrı söz konusu değildir. Oluşumunda genetik faktörlerin çok önemi vardır. Lipomu olan kişilerin bireylerinde de aynı oluşum görülmektedir. Bazı kişilerde çok fazla sayıda olabilir. Bu durumda bir lipomatozisden bahsedilir. Bunlarda cerrahi endikasyon estetik amaçla veya yerine göre çeşitli hareket kusurları yapıyorsa konur. İşlem lokal anestezi altında yapılır. Eliptik bir insizyonla lipom çevresindeki kapsülü ile birlikte çıkarılır. Burada dikkat edilecek konu kapsül bütünlüğünün bozulmamasıdır. Kapsül bütünlüğü bozulursa genellikle nüks eder çok küçük yağ bezelerinde radyofrekansla buharlaştırma yöntemi uygulanabilir.

Vücuttaki Kitleler?

Vücuttaki her kitle lipom değildir ve lipom kadarda tehlikesiz değildir. Özellikle ağrılı ve kanamalı olan kitlelerde mutlaka ileri araştırmaların yapılması gerekir. Bu amaçla yumuşak doku ultrasonu, BT ve MR tetkiklerine başvurulur. Gerekirse punç biopsi denilen çok ufak bir parça alınarak patolojiye gönderilir. Sinir sisteminden kaynaklanan nöroma’larda küçük iyi huylu tümörlere neden olurlar.  Ağrı yapması ile tanınırlar bir irritasyona bağlı olarak gelişen tümörlerdir. Genelde ayaklarda görülmektedir. Ağrıyı karıncalanma yanma, elektriklenme gibi belirtiler eklenebilir. Kesin tam biopsi ile konur.

 

Randevu ve İletişim Numaraları

Tel: 0 (232) 504 00 00
Cep ve Whatsapp: 0 (533) 963 54 45

Devamını Oku
DIŞ HEMOROİD NASIL GEÇER?

DIŞ HEMOROİD NASIL GEÇER?

Dış hemoroidler anüsten dışarı çıkan, taharetlenme sırasında hasta tarafından fark edilen hemoroidlerdir. Diğer bir sınıflama ile 3. ve 4.derece hemoroidlerdir. Dış hemoroidlerin tedavisi için önce kişinin bir proktoloğa muayene olması gerekir. Muayene sonucu tedavi şekli doktor ve hasta tarafından hastalığın derecesine göre kararlaştırılır.

DIŞ HEMOROİD NASIL GEÇER?

Normalde basurlar istirahat sırasında anüsün kapalı halde durması için bir yastıkçık görevi görürler. Anüsün kapalı kalmasını sağlarken üzerileri sağlam bir deri ile örtülüdür. Bazen aniden bu damarların birinde kan pıhtısı oluşur. Hemoroid şişer. Anüs kenarında nohut veya fasulye cesametinde ağrılı, üzeri siyah bir kitle oluşturur. Bu tabloya tromboze hemoroid denir. Deri altı dokuda olan kan damarlarındaki kan akışının bir nedenle bozulması sonucu oluşur. Bunu da yaratan ani gelişen bir kabızlık sonucu anal basıncın artmasıdır. Kanın geri dönüşü bozulunca içinde pıhtı oluşur. Bu pıhtı erkenden cerrahi olarak çıkarılırsa ağrı ortadan kalkar ve hemoroidin tedavisi yapılmış olur. Bunun böyle bırakılması ile bir hafta içinde ağrı azalır. Fakat o şişlik sebat eder.

Dış Hemoroid (Basur) Kanar mı?

Bunun dışında dış basurlarda en büyük belirti zaman zaman olan kanamalardır. Hasta her defekasyon sırasında az çok açık kırmızı renkte damla damla parlak bir kanama olduğunu söyler. Kanama dışında en büyük belirti  ele gelen memelerdir. Bunların bir kısmını hasta dışkılama sonrası eliyle içeri iter, bir kısmı ise eliyle itse bile hemen dışarı çıkar ve hep dışarıda kalır. Hastalarda dışarıdaki bu memeler bir şekilde akıntı oluşturur. Bu makatın ıslanmasına, kaşınması, zaman zaman oluşan dermatite bağlı ağrılar oluşmasına neden olur.

40 yaşın üzerinde dış basuru olan hastaların mutlaka kolonoskopik tetkik yaptırması gerekir. Çünkü oluşmuş hemoroidler bir kanserin erken belirtisi olabilir.

Tüm hemroidlerde olduğu gibi tedavide öncelikli diyet düzenlenmelidir. Bunun için kabızlığı önleyici bir diyet reçetesi hastaya verilir. Sadece diyet reçetesi ile kendi kendine düzelen hemoroid vakaları bildirilmiştir. Hastaların acılı yiyeceklerden uzak durması istenir. Bol sebze ve meyve yemesi istenir. Günlük alınan su miktarının en az 3 litre olması istenir. Su bağırsakların çalışmasını sağlayan en büyük moderatörlerden biridir. Az su alınırsa vücut su ihtiyacı için kalın bağırsakta dışkının su içeriğini çeker ve dışkı katılaşır. Bu dışkı hemoroidlerin azmasına neden olur. Kalın bağırsaklar suyun en çok çekildiği yerlerden biridir.

Hamilelikte Dış Hemoroid (Basur)

Hamilelerde dış basurlar 2. ve 3. Trimestirde artabilir. Buna nedeni bebeğin pelvis damarlarına baskı yapmasıdır. Hamilelerin bu durumunda yapılacak ılık su oturma banyoları çok yarar sağlar. 10 dakikalık ılık suda oturma banyoları yapılır.

Dış basur tedavisinde ofis tedavileri denilen lazer, band ligasyon gibi yöntemlerin etkisi sınırlıdır. Bunlarda en çok THD denilen hemoroidal arterlerin bağlanması işlemi uygulanır. Bu atardamarlar bağlandıktan sonra yaklaşık 2-3 ay içinde hemoroidler geriye çekilmektedir. Bunu bir derenin suyunun kesilmesine bağlı dere yatağının kurumasına benzetebiliriz. İşlem süresi 5 dakikadır. Lokal anestezi ile yapılır. Hasta işlemden sonra 2-5 gün içinde normal yaşamına döner.

Bunun dışında çok büyük dış hemoroidlerde cerrahi tedavi yapılır.

Randevu ve İletişim Numaraları

Tel: 0 (232) 504 00 00
Cep ve Whatsapp: 0 (533) 963 54 45

Devamını Oku
İÇ HEMOROİD NASIL GEÇER?

İÇ HEMOROİD NASIL GEÇER?

İç hemoroidler anüs dışına çıkmayan tek belirtisi kanama olan hemoroidlerdir. Dışa çıkan birşey olmadığından hastalar çoğu zaman bunun farkına varmazlar. Sert bir dışkı, kronik bir kabızlık buradaki damarlarda çatlamaya yol açar. Bu damarların anüs içinde enfenksiyon kapma olasılığı daha fazladır.

İç hemoroidler daha konsevatif yöntemlerle tedavi edilebilen hastalıktır. Fakat tedavi öncesi kanamanın hemoroidden olduğunun kanıtlanması gerekir. 40 yaşın üzerinde rektal kanamalarda mutlaka öncelikli kolonoskopik tetkik yapılmalıdır. Bunun sonucu kanser veya colitis ulseroza gibi sistemik bir hastalık saptanmıyorsa ve pür hemoroid olduğu görülürse o zaman tedavi planlanmalıdır.

Basur tedavisinde en başta artmış sfinkter basıncı düşürülmelidir. Bunun içinde en etkili ve en pratik çözüm sıcak suya oturma banyolarıdır. Hastalar bir leğen hazırlar ve içine dirseği yakmayacak şekilde sıcak su koyar. Sabah -akşam ve yapılabilirse her dışkılama sonrası 10 dakikayı geçmeyecek şekilde suyun içine oturur. Bu sfinkter kasını gevşetir. Damarlardaki spazmı ortadan kaldırır. Bunun arkasından o bölge iyice kurulanır. Nemli bırakılırsa cilt masere olur, kızarıklık oluşur. Basurun yayılmasına neden olur. Nemli ortamda enfenksiyon daha kolay gelişmektedir. Kurulandıktan sonra içinde anestejik madde içeren kremler kullanılabilir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

İç basur tedavisinde dikkat edilecek diğer konu kişilerin kabız kalmasının önlenmesidir. Bu amaçla hastalara sebze yemekleri yemesi, ekmeğin buğday veya yulaf ekmeği olması önemlidir. Bu hastalar salata ve meyveyi sofralarından eksik etmemelidir.

 

Günlük alınan su miktarı çok önemlidir. Günde en az 3 litre su içmelidir.  Su sindirim sisteminin normal çalışması için elzemdir. Vücuda az su alınırsa vücut dışkıdaki suyu kalın bağırsak seviyesinde emerek çeker. Dışkı katılaşır ve bunun sonucu kabızlık kaçınılmazdır. Bu hastalar sedanter bir yaşamdan uzaklaşması gerekir. Günde yapılacak 1-2 km’lik yürüyüşün çok faydalarını göreceklerdir.

 

Beslenme şeklininde iç hemoroidlerin kanamasında etkisi fazladır. Özellikle baharatlı gıdaları çok tüketen, bunların içinde de bol miktarda acı yiyen kişilerde kanamalar ve iç hemoroidler daha sık görülmektedir. Özellikle ülkemizde güney doğu bölgesinde görülen hemoroid vakalarında en önemli sebeplerden biri budur.

Alkol Kullanmak ve Hemoroid Problemi

Alkol alışkanlığı da hemoroid oluşumunda etkilidir. Özellikle bira, şarap gibi mayalı içkiler iç hemoroidlerde kanamayı arttırmaktadır.

Tek belirtisi kanama olan iç hemoroidlerde bu önlemlerle kanamalar durmuyorsa ofis tedavileri denilen ve ayaktan yapılan bazı tedaviler uygulanır. Bunların başında lazer ile hemoroid pakesindeki kanamanın durdurulması ve pakenin arka duvara fixasyonunun sağlanmasıdır. 1. ve 2. derece hemoroidlerde çok etkili yöntemdir.

 

Daha büyük iç hemoroidlerde ise lastik bantla boğma işlemi uygulanır. Bunun için hazırlanmış özel bir cihaz vardır. Bunun ucuna bant takılır. Bir vakum cihazı ile kanayan pake aletin haznesine alınır boynuna bant geçirilir. Bu pake 2 hafta içinde neknoze olup düşer ve kanama durur.

 

Randevu ve İletişim Numaraları

Tel: 0 (232) 504 00 00
Cep ve Whatsapp: 0 (533) 963 54 45

Devamını Oku
NASIR NASIL GEÇER?

NASIR NASIL GEÇER?

Yaptığı ağrılar nedeni ile bazen insanları hayatından bezdiren nasırlardan kurtulmak her hastanın hayalidir. Özellikle ayak nasırlarının üzerine basılınca oluşan ani ve keskin ağrı tüm hastaların fobisi halini almıştır. Bu ağrı nasırın kök kısmının alttaki sinir dokusuna dokunması sonucu oluşur. Nasırın geçmesi ve belirtilerinde kurtulmak için bu kök kısmı ile sinirlerin alakasını ortadan kaldırmak gerekir.

NASIR NASIL GEÇER?

Nasırların oluşmasında en büyük neden derinin o bölgede sürekli sürtünmesi ve basınç altında kalmasıdır. Sürtünen deriye bir zarar gelmemesi, buradaki derinin açılmaması için vücut travmanın geldiği deri bölgesini kalınlaştırmaya başlar. Bu bölgede hücreler çoğalmaya başladıkça üstteki hücreler canlılığını yitirir. Nasırın üzerinde keratin denen bir tabaka oluşur. Bu tabaka çok sert, hatta boynuzumsu bir yapıdadır. Nasır koni şeklinde cildin içine doğru ilerler ve kök kısmı incedir. Bu kısım zaman zaman sinir hücrelerine değer ve o şiddetli ağrılar oluşur.

Nasır Probleminde Ayakkabı Seçimi Neden Önemli?

Nasırlardan kurtulmak için öncelikle ayaktaki nasırlara neden olan sıkı ayakkabıların ortadan kaldırılması gerekir. Bol, ayağı sıkmayan, yürüme fizyolojisini bozmayan ayakkabılar tercih edilmelidir. Ayaktaki nasırlar en çok parmakların üzerinde parmakların arasında ve ayak tabanında görülür. Bu nedenle bu bölgelerin özellikle travmadan korumaları gerekir.

Nasır oluşumunda diğer faktör ayak parmaklarındaki ortopedik kusurlardır. Parmakların  üst üste binmesi, ayak kemiklerindeki anatomik bozukluklar hem yürüme fizyolojisini bozar, hem de ayağa gelen travmaların şiddetini artırır.

Bazı nasırlarda meslek hastalığıdır. Çiftçilerde ellerde görülen nasırlar buna örnektir. Eldeki soyulmalara cevap olarak el derisinde çeşitli yerlerde nasırlar oluşur. Bu tür kişilerin özellikle çalışırken eldiven giymelerinde yarar vardır. Ağır alet ve ekipman kullananlarda, müzisyenlerde yine ellerde nasır görülmektedir.

Nasırın üzerinde boynuzlaşmış, canlılığını yitirmiş, sararmış bir cilt bulunur. Bunun üzerine basmakla genellikle şiddetli ağrı oluşur.

Nasırın geçmesi için öncelikle mevcut nasırın ortadan kaldırılması sonra tekrar nasır oluşmaması için gerekli önlemlerin alınması gerekir. Nasır tedavisinde çok çeşitli yöntemler önerilmiştir. Bunlardan en başta geleni ılık su banyoları ile ayakların yumuşatılması sonra ponza taşı ile üstteki ölü hücrelerin alınması işlemidir. Banyo suyunun içine epsom tuzu konulabilir. Su iyice epsom tuzu ile karıştırıldıktan sonra günde en az 2 kez 10’ar dakikalık sürelerle banyo yaptırılır, sonra ponza taşı ile törpülenerek ölü  dokular  alınır.

Nasırların yumuşatılması için elma sirkesi, yemek sodası, hint yağı, limon, pişmiş soğan gibi çok çeşitli alternatifler önerilmiştir. Fakat bunların bilimsel değeri yoktur.

Günümüzde nasır tedavisinde en çok radyofrekans yöntemi uygulanmaktadır. Radyofrekansları ile nasır eksize edilir ve kök kısmına kadar buharlaştırılır. Bu işlemden sonra tekrar oluşmaması için gerekli önlemler alınır. %90-95 sonuç veren bir yöntemdir.

Randevu ve İletişim Numaraları

Tel: 0 (232) 504 00 00
Cep ve Whatsapp: 0 (533) 963 54 45

Devamını Oku
PERİANAL FİSTÜL NEDİR?

PERİANAL FİSTÜL NEDİR?

Fistüller vücutta olmaması gereken, olması bir hastalık tablosu olan iki ucu açık oluklardır. Genelde 2 ayrı organ veya doku yüzeyi arasında uzanırlar. Fistüller çeşitli yerlerde olabilir. Fakat en sık görüleni bağırsağın son kısmı ile anüs derisi ve çevresinde olan fistüllerdir.

Anal bölgede buranın kayganlığını sağlayan bezler vardır. Bunlar anüs içinde dişli çizgi dediğimiz anüs ile bağırsağın birleştiği bölgede bulunur. Yaklaşık anüsün 3-4 cm yukarısındadır. Bu bezler zaman zaman iltihaplanır. Bunun sonucu bu bölgede apseler oluşur. İşte bu apseler fistül oluşumunu tetikleyen en önemli faktörlerdir.

PERİANAL FİSTÜL NEDİR?

Anüs çevresinde dışkı ve gaz çıkışında koordineli olarak çalışan 2 adet kas grubu vardır. İçteki kas grubu irademiz dışında çalışır dıştaki kas grubunu ise kişi kontrol edebilir. Dışkıyı ve gazın çıkışını ertelemek isterse bu kas grubunu sıkar. Yukarıda anlatılan anüs kayganlığını sağlayan bezler işte bu 2 kas grubu arasına dağılmışlardır. Bunların enfenksiyonu sonucu oluşan apseler genelde bu 2 kas grubu arasında toplanır. Bu apselerde gelişen fistüller genelde bu iki kas grubunu ilgilendirir.

Oluşum Evresi?

Anal apseler oluştuktan sonra genişlemeye başlar. Bu genişleme sırasında en kolay yöne doğru ilerler. Erken dönemde drene edilmeyen apseler kendiliğinden vücut tarafından boşaltılır. İşte bu boşaltılma bir taraftan anüs içine, diğer taraftan anüs cildine doğru ilerler. Böylece iki uçlu bir yol oluşur. Artık fistül gelişmiştir.

 

Apse döneminde hastalarda şiddetli bir makat ağrısı vardır. Hasta oturamaz, dışkılama çok ağrılıdır. Apse üzerindeki cilt kızarıktır. Hastada ateş, titreme gibi genel semptomlarda bulunabilir. Apse bu durumda ya cerrahi olarak boşaltılırsa veya kendiliğinden açılırsa yakınmalar birden azalır, hastada bir rahatlık oluşur. Bu dönemden sonra hastalarda fistül gelişirse kanlı, cerehatli bir akıntı başlar. Bu akıntı fistül tedavi edilmezse yıllarca sürer. Hastanın çamaşırını kirletir.

 

Anal bölgedeki bezlerin apseleri her zaman fistüle dönüşmez. Bu apseler bazen sadece bağırsak içine açılır ve hasta farkına varmadan tedavi olmuş olur. Bazen cerrahi olarak drene edilen apseler yine iç kısmında açılmış delikleri yoksa bir sinüs şeklinde kalır ve bir süre sonrada kendiliğinden kapanır.

Kanser Oluşması Mümkün mü?

Çok kronik fistüllerde 15-20 yıl içinde nadirde olsa zeminde epidermoid kanser geliştiği görülmüştür. Bunda neden büyük olasılıkla kronik irritasyondur.

 

Tedavide anal apse döneminde erken drenaj esastır. Apse büyümeden dallanıp budaklanmadan tedavi edilmelidir. İşlem genelde lokal anestezi altında yapılır. Bunda dikkat edilmesi gereken apsenin basit bir insizyonla açılmasıyla yetinilmemelidir. Apse çevresinde fenestrasyon denilen bir pencere açılmalıdır. Sadece apse boşaltılırsa kesi erkenden kapanmakta, yeniden apse oluşmaktadır.

 

Perianal fistüllerde tedavi fistülün sfinkterlerle olan ilişkisine göre değişir. Sfinkterleri kesmeyen basit perianal fistüllerde fistülotomi + küretaj seçkin tedavidir. %90-95 sonuç verir. İleri vakalarda ve apse tam drene olmamışsa seton uygulaması ile apse ve fistül yolu tam drene edilir. Sonra lineer lazer ile fistül yolu kapatılır. İç delik eksize edilir.

 

Randevu ve İletişim Numaraları

Tel: 0 (232) 504 00 00
Cep ve Whatsapp: 0 (533) 963 54 45

Devamını Oku
NASIR NEDİR?

NASIR NEDİR?

Kelime anlamı derinin sürtünen noktalarında derinin kalınlaşması ve sertleşmesidir. Yani derinin bir savunma mekanizmasıdır. Bu kalınlaşan ve sertleşen derinin üst kısmındaki hücreler zamanla canlılığını yitirir. Bu ölü hücreler keratin denilen bir tabaka oluşturur. İşte nasırın bu kadar sert olmasının nedeni ölü hücrelerden oluşmuş olan bu keratin tabakasıdır. Zamanla nasırın altındaki normal hücrelerde iltihapta oluşabilir. Bu bölgedeki hücreler bu nasır tabakasından kurtulma olmazsa kendini yenileyemez.

Nasırlar çeşitli baskıların ürünüdür. Bunların başında ayakları sıkan, yürüme fizyolojisini bozan özellikle topuklu ve sert ayakkabılar gelir. Bunun dışında ayaklardaki ortopedik bozukluklar hastaların yanlış yürüyüş şekline bağlı, kendine özgü basma şeklide nasır oluşumuna neden olabilmektedir. Kişilerin aşırı terlemesi, uzun süre ayakta kalması, ayakta çalışma, gün boyu ayakların ayakkabı içinden çıkmaması ve bunun sonucu ayakların havasız kalması nasır oluşumuna neden olan diğer faktörlerdir.

NASIR NEDİR?

Tüm bu faktörlere bağlı olarak deri o bölgede kendini kalınlaştırır. Kalınlaşan deride üstteki hücreler ölür. Bu ölü tabakanın dibinde sivri bir kısım oluşur. Buna nidüs denir. Bu kökten itibaren yukarı doğru nasır koni şeklinde büyür. Bu nidüs denilen kök kısmı altta sinir uçları ile aktif temas halindedir. Ölü kısma yapılan bası aynen alt kısma bu sinirlere iletilir ve hastalarda ani ve şiddetli bir ağrı oluşur.

Nasır tedavisinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Nasır tedavisinden önce nasıra neden olan faktörlerin ortadan kaldırılması gerekir. Bu amaçla da deriye olan tahriş önlenmelidir. Bu yapılmazsa nasır ortadan kaldırılsa bile nasır sürekli kendini yenileyecektir. Bu amaçla önce ayağı rahatsız eden ayakkabılardan başta uzaklaşmak gerekir. Bunun için ayağı sıkmayan, rahat yürümeyi sağlayan ortopedik bir ayakkabı tercih edilmelidir. Eğer ayaklarda ortopedik bir kusur varsa bu ortadan  kaldırılmalıdır. Çok terleyen veya iş icabı uzun süre ayakta durmak zorunda olan kişiler günün belirli saatlerinde ayaklarını çıkarıp dinlendirmelidir. Hatta bu dönemde ılık su banyosu yapmaları, 10 dakika ayaklarını bu su içinde tutmaları çok iyi olur.

Hastalar nasırları kendileri kesmeye kalkmamalıdır. Özellikle diabetik veya damar hastalığı olan kişilerde bu işlem enfeksiyona, iyileşmeyen yaralara ve ülsere neden olabilir. Bu tür kişilerin aynı zamanda salisilik asit içeren nasır bantları da hekim kontrolü olmadan kullanması sakıncalıdır. Asit içerik nasır ile birlikte normal  cildi de yakabilir. Normal sağlıklı deride bozulabilir.

Nasır tedavisinde günümüzden etkili yöntem radyofrekans ile nasırlı ölü hücrelerin buharlaştırılarak alınmasıdır. Önce lokal anestezi yapılır sonra nasırlı bölge çepeçevre radyofrekans ile yakılarak alınır. Bunda dikkat edilmesi gereken nidüs denilen kök kısmının bırakılmamasıdır. Sonra oluşan boşluk normal cilt hücreleri tarafından 2-3 ay içinde kapatılır. Bu iyileşme döneminde hasta normal işinin başında olabilir. Hastalar işlem sonrası sabah-akşam ayaklarını ılık su içine koyar ve 10 dakika tuttuktan sonra yara batticonla temizlenir. Yara yeri düzeltildikten sonra her gün üstteki ölü hücreler ponza taşı ile sürtülerek alınır ve ayaklar tahrişten uzak tutulur.

Randevu ve İletişim Numaraları

Tel: 0 (232) 504 00 00
Cep ve Whatsapp: 0 (533) 963 54 45

Devamını Oku
MAKAT SARKMASI KENDİLİĞİNDEN GEÇER Mİ?

MAKAT SARKMASI KENDİLİĞİNDEN GEÇER Mİ?

Makat sarkmaları kendiliğinden geçmez. Kalın bağırsağın son kısmının makattan dışarı çıkmasına makat sarkması veya tıbbi adıyla rektal prolapsus denir. Çok doğum yapan kadınlarda sık görülür. 50 yaşından sonra görülme sıklığı artar. Çocuklarda ise görülmesi ilk yaşlarda olur.

Makat sarkmasına yol açan nedenlerin başında kronik kabızlık gelir. Çok doğum yapma, fazla ishal nöbetleri, çeşitli bağırsak enfeksiyonları, omurilik travmaları, yaşın ilerlemesine bağlı pelvik kaslardaki zayıflık oluşumundaki diğer faktörlerdir.

MAKAT SARKMASI KENDİLİĞİNDEN GEÇER Mİ?

Hastaların çoğunda belirti olarak ıkınma sırasında kalın bağırsağın anüsden dışarı çıktığı görülür. Hastalarda çok ıkındıkları halde tam bir boşalamama hissi vardır. Sfinkter kasları zamanla zayıflar. Buna bağlı gaz-dışkı kaçırma gibi belirtiler tabloya eklenir.

Tanı için hastalar diz-dirsek pozisyonuna alınır ve ıkınmaları söylenir. Bağırsağın son kısmının çıktığı görülür. Dışarı çıkan bağırsak kısmının ödemli olduğu, üzerinde yer yer kanama odakları olduğu görülür. Dışarı çıkan kısım eğer sürekli dışarıda kalırsa oluşan ödem lenf dolaşımını bozar ve nekrozlar oluşabilir.

Bazen prolapsus bu  kadar net görülmez. Bu durumlarda çeşitli tanı araçlarına başvurulur. Bunlardan biri defekografidir. Bunda bağırsak hareketleri sonrasında MR veya tomografi ile çeşitli görüntüler alınarak tanı konur. Pelvik taban kaslarının durumu yapılacak bir pelvik MR ile araştırılabilir. Ayrıca endoanal US ile sfinkterlerin durumu da araştırılabilir.

Makat sarkmaları en çok poliplerle, 4.derece hemoroidlerle veya en son olarak da bazı rektum kanserleri ile karışabilir. Bu yönden de ayrıca tanı yapılmalıdır.

Tedavide ameliyat öncesi yapılması gereken bir dizi önlem vardır. Bunların başında posa bırakan bir diyet tedavisi gelir. Hastaya bol lifli bir diyet, tercihen sebze yemekleri önerilir. Amaç kabız kalmanın ve ıkınmanın önlenmesidir. Hastalara günde en az 3 litre su içmeleri önerilir. Belirli bir tuvalet alışkanlığı önerilir.

Küçük vakalarda radyofrekans yöntemi ile sarkan kısım arka duvara tespit edilmeye çalışılır. Genel anestezi alamayacak kadar düşkün hastalarda makat içine toz şeker uygulanır. Bu şeker bölgedeki suyu çeker ve ödemi azaltır. Hastanın bir nebze rahatlamasını sağlar.

Bu konuda yapılacak diğer bir ameliyat dışı yöntem skleroterapidir. Önce hasta diz-dirsek pozisyonuna alınır ve çıkan kısım anüs içine itilir. Sonra dişli çizgi denilen bölgeye ve onun birkaç cm ağrısız olan bölgesine etil alkol, fenol veya aethoxysklerol gibi sklerozan bir madde submucoza altına enjekte edilir. Bu işlem tecrübe gerektirir. Çünkü submucoza değil de ilaç mucozaya verilirse nekroz, kanama ve darlık olabilir. Sonuç apse ve fistüle kadar gidebilir.

Bu önlemlerle düzelmeyen vakalarda cerrahiye başvurulur. Çok düşkün ileri derecede prolapsusu olan yaşlı hastalarda daha küçük girişimlerle yetinilebilir. Bunun için sarkan kısım içeri itildikten sonra içeriden konulan dikişlerle sarkan kısım dişli çizgi üzerine sabitlenir.

Bunun dışında sarkan kısmın kesilmesini de içeren çok çeşitli ameliyat teknikleri tanımlanmıştır. Bunların içinde en rövanşta olanı STARR ameliyatı denilen stappler ile sarkan kısmın kesilmesi ve zımbalanarak dikilmesi işlemidir.

Randevu ve İletişim Numaraları

Tel: 0 (232) 504 00 00
Cep ve Whatsapp: 0 (533) 963 54 45

Devamını Oku
     Formu Doldurun, Sizi Arayalım

   Müşterek Muayenehane

close-link
Hemen Ara
Yol Tarifi